Cumartesi, Ekim 04, 2008

Bir Ustanın Sessiz Gidişi...

Metin And... Tiyatronun en üretken en önemli araştırmalarından biri. Ömrünü araştırmaya, yazmaya adamış, Anadolu tiyatrosunun en önemli bulgucusu... Kimi gazetelerde sadece bir iki satırla yer aldı ölümü ve cenazesi. Manşetlerde ne mi vardı? Kültürel sığlığın resmi: "şeker bayramı değil, Ramazan bayramı!"

Salı, Eylül 30, 2008

Eski yazılarım...


Tam üç yıldır sanal harflerime defter olan bu sayfanın önceki sayfalarını karıştırdım az önce. Çıkarıp dolaptan eski günlüklerden birini karıştırır gibi. Benim hoşuma gitti yazdıklarım. Arada bir havalandırmalı eski sayfaları. Başlıkları tıklayarak geçmişimde biraz gezinmek için;










Çarşamba, Eylül 24, 2008

Kara Gün...

Bugün, çevre ve toplum sağlığı satılığa çıkarıldı! Kızılderili atasözünde denildiği gibi, "Son nehir kuruduğunda, son balık öldüğünde, son ağaç kesildiğinde, beyaz adam paranın yenilmeyeceğini anlayacak"! Bu iğrenç katliama eli bulaşanların bunu bile anlamayacağını düşünüyorum. Utanıyorum!

Pazartesi, Eylül 22, 2008

Müzeden çıkınca...

Ne zamandır giriş yapmıyorum açıkgünlüğüme. Açıkçası birşeyler yazmak da gelmiyordu onca zamandır. Gündemin sinir bozucu vıcık-vıcık ilişki biçimleriyle sinirlerimi yıpratmamak için kendimce üç maymunu oynuyor, politik farkındalığımın derin yaralar açabileceği korkusuyla pek çok iletişim aracından uzak durmaya çalışıyordum. Bir süre daha uzak kalmak istiyorum aslında. Öte yandan yazmadan edemeyeceğim şeyler de olmuyor değil. Bu gönderi de onlardan biriyle ilgili; Masumiyet Müzesi...
Bu sabaha karşı 04:38'i gösteriyordu saat kitabı okumayı bitirdiğimde. Roman okumayı neden sevdiğimi, neden edebiyata hayran olduğumu hatırlamanın tüm varlığımı saran tatlı hissiyle bir süre oturdum o en sevdiğim okuma koltuğumda. Kucağımda Masumiyet Müzesi, ağzımda o çok sevilen yiyeceklerin bıraktığı ve hemen geçmesini istemediğiniz o tat! İyi bir romanı bitirdikten sonra yaşadığım o karma duygu: Biraz kıskançlık, hayranlık, romanın kendi dünyamda açtığı yeni yerleşim alanlarında heyecanlı gezintiler, mutluluk, hüzün, heyecan, hayret... En çok da dayanılmaz bir istek yazmaya dair!

Ortalarına doğru sıkıldığımı hissettiğim, akmadığını düşündüğüm ve devam etmek için kendimi zorladığım oldu bu kitabı okurken. Sonra sonra yerine oturan taşlar, okurken beliren soru işaretlerinin yanıtlarıyla ilerleme isteği, son bölümde, her iyi romanın sonunda yaşadığım "eyvah bitecek!" duygusuyla zoraki bir yavaşlama...
Sırada ne var diye sordu heyecanla kitap hakkındaki yorumumu paylaştığım bir arkadaşım. Şimdilik birşey yok dedim, iyi bir roman okuduktan hemen sonra, beynimde kalan o tatla bir süre daha yaşamak isterim. Azalınca, dedim...
*Resme tıklayarak, Masumiyet Müzesinin web sitesine girebilirsiniz.

Perşembe, Ağustos 21, 2008

Açık Ofis...

Evden çıkasımın olmadığı günlerde, plansız buluşmalar hep iyi geldiğinden, fazla düşünmeden düştüm yola; Ülkü ve Elif'le, Urla İskele'de buluştuk. Radyoda yılın en sıcağı diye kehanet edilmiş günü denize dökmek için kusursuz bir seçimdi. Deniz ipek çarşaf, hava ise ipek şal gibiydi. Sohbetimizin İzmir'de olma, İzmir'i yaşama ve hayatın güzellikleri kısmını geçtikten sonra bireysel yakınmalarımız bölümüne giriş yaptık. Benim yakınma listemde, evde birşey yapasım olmadığı ve tezime, kitabıma, hatta yemek düzenime bile sirayet eden miskinliğim vardı. Sırayla yakındıktan sonra Elif, bir arkadaşının blogunda okuduğu "açık ofis" kavramından bahsetti. Dünya ne kadar küçük! Aynı blogu, bir zamanlar yürümeyi tasarladığım "Likya yolu" için araştırma yaparken ben de keşfetmiş, sık kullanılanlarıma eklemişim. Denizde geçirilmiş keyifli bir günün ardından, su kesintisi ve miskinlikle dolu eve geldiğimde ilk işim o blogu açıp şu "açık ofis" yazısını okumak oldu. Bir zamanlar, bu adı takmaksızın, İnciraltı Kent Ormanında yaptığım şeyi anımsatan güzel bir öneri. Ne zamandır üzerinde düşündüğüm sıkıntımın çözümünü hatırlama etkisi yarattı bende. Üşenmeyip, benimle aynı dertten musdarip arkadaşlarımla bir açık ofis günleri düzenlemeye karar verdim. Bazen ufacık bir karar bile içsel sıkıntıları hafifletir ya, aynen öyle bir ruh durumuna soktu bu karar da beni. Öyle ki nereden geldiğini bilmediğim bir enerjiyle dolup, temizlik bile yaptım!
Sizin de evdeyken yapasınız olmadığı bir gereklilikler listeniz varsa, yazıyı okumanızı, okumakla kalmayıp uygulamaya geçmenizi öneririm. Yazıya ulaşmak için, buraya tıklamanız yeterli... Hatta belki bana katılmak istersiniz???