Salı, Ekim 28, 2008

Blogspot'u kapatmak, ifade özgürlüğüne saldırıdır!

Şu an şaşkınım. Şaşkınım çünkü yasağın kalktığını fark ettim. Binlerce Blogspot yazarının birlikte hareket etmesinin bir sonucu bu sanırım! Ah keşke dünyadaki tüm adaletsizlikler, ayrımcılıklar için böyle güçlü bir ses çıkarılabilse! Her ne kadar bu anlamsız sansür kalkmış da olsa, Blogspot Yazarları ve Okurları İmza Kampanyasına destek olmak için lütfen http://blogspotacilsin.wordpress.com/ adresini tıklayarak imzayla katkıda bulunarak gelecekte yaşamamız olası olan bu tür saldırılara dair birlikte hareket etme yetimizi saklı tutalım!

Cumartesi, Ekim 25, 2008

SANSUR!!!

YAZIK ÇOK YAZIK!
Düşünen, düşündüğün ifade eden insanlardan korkuyorlar! Kendi fikirlerine uymayan yazıları gerekçe göstererek binlerce insanın tadına doyulmaz, soft, anı kayıtlarını ve paylaşımlarını da "kurunun yanında yaş da yansın" mantığıyla ateşe verenler, düşünmenin zevkine ve aydınlığına erişemeyenler, kitlelerin düşüncelerini paylaştığı kanalları bir bir tıkayarak, tutuldukları vandalizm hastalığının ilacını -düşünebilmek ve ifade edebilmek- ortadan kaldırarak kendilerini hastalıksız göstermeye çalışıyorlar! Merak ediyorum, Blogerın kapatılmasını talep edenler güneşi balçıkla sıvayamayacaklarını ne zaman anlayacaklar? Ya da daha doğrusu insanı insan yapan "düşünme" yetisine erişebilmek için gereken evrim sürecini ne zaman tamamlayabilecekler? Biz görebilecek miyiz bunu?

Salı, Ekim 21, 2008

"Bir Mailin Hikayesi"

Kendi kendinize mırıldandığınız bir şarkının, uzaklarda bir yerde bir insanın kulaklarına ulaşması, o insanı gülümsetmesi... Huzur budur, belki de!

Açık günlüğüme gelen, paylaşımlarımı beyin kıvrımlarına konuk eden ve duygularını paylaşan sevgili BaNu'nun ziyareti sonrasında yazdıklarını paylaşmak istiyorum. Ve kendisine bir kez de buradan teşekkür ediyorum: "Herşeyin doğru bir zamanı ve anlamı olduğu"nu yeniden hatırlamama yardım ettiği için...


"İstanbulun erguvan ve mimozalarla kaplı ilkbaharını, İzmirin ise yakıp kavurmak yerine ehlileşmiş, insanın tatlı tatlı yanağına değen güneşli, ılık rüzgarlı, sevimli bir serinliğe sahip, insanların tüm mevsimlerden daha fazla sokakları doldurduğu sonbaharını severim.. Pazar günleri ise neden bilmem, mutlaka bir kısmını evde geçirmeyi istediğim günlerdendir. Eğer olurda başarıp evde kaldıysam, karanfilli bir çay, bir kitap, güne uygun bir film, henüz çorap giymeye ihtiyaç duymamış koltuğa, divana uzatılmış ayaklarla pek bir keyifli geçer aslında bu günler. O günlerden bir "bugün" dü benimkisi de. Malum internet hayatımızda önemli yer tutuyor, şu blog dünyasının gizli geçitlerine bir dalayım bakalım nereye çıkacak sonum dedim. Bir kapıdan diğerine, bir yorumdan bir şiire, bir müzikten bir fotoğrafa, sol köşede açılan bir öyküden başka bir ülkeye, ordan oraya, ordan buraya, burdan şuraya derken bir baktım sözün uçup yazının kaldığı yere varmışım.


Profili pek mağrur görünen Yosun' un fotoğrafı mıydı yoksa arşivden rastgele tıkladığım yazılardaki sade ve mütevazi samimiyet miydi sebebi emin değilim ama, bugünkü yolculuğumun son durağına geldiğimi anladım.


Her zaman çok sevmişimdir bu tarz yazıları okumayı. Kendimi, sahibinden izin almış bir hayat röntgencisi gibi hissederim. Melih Korukçu'nun da özlemlerini, keşkelerini, sevdiklerini, kızdıklarını, hayallerini ve anılarını okurken, benim görünmeyen minik zihin ressamım, boş tuval üzerinde belli belirsiz çizgiler içeren ama yine ruhunu hissettiren bir adam portresi yapmaya başladı. Ve okumaya en başından başladım.. 2005 iyi mi kötü mü geçti sizin için bilemem elbette ama içinde aşk olan bir yıl olmuş, ne güzel dedim içimden.. Aşk insana nasıl da yazdırır, çoğaltır, nasılda bir başka gördürür dünyayı, ne güzel..


En çok ilgimi çekense, benim İzmirden İstanbula taşındığım aynı ayda sizinde İzmir İstanbul arası gidip gelişinizden, İzmire İstanbuldan bakmaktan bahsedişiniz oldu. Haliyle kendimden çok şey buldum o yazılarda, sizi ve Yosunu (kedilere zaafım var, arada onu da işin içine katmadan duramıyorum), uzun zamandır görmediğim, birden aklıma düşen, düşüncede özlediğimi hatırladığım eski bir arkadaşmış gibi hissettim birden.. Sonbahar duygusal yapıyor insanı, hele anılarla birleşince daha çok:)


2007 de hiç yazmamışsınız yahut yazıp silmişsiniz ,üzüldüm.. 2008 de yeniden başlamışsınız yazmaya.. Ve değişmişsiniz.. Belki haddini aşan bir yorum bu, o yüzden özür dilerim şimdiden ancak bir kapının arkasından görmeden biriyle konuşur gibi oldum, son yıl yazdıklarınızı görünce. Evet yine samimi ama daha temkinli, daha kendini saklayan, yürümek için ayağa kalkmış da henüz nereye gideceğinden tam emin olmayan insanlara özgü dalgın bir ruh halinde gibiydiniz.. Elbette bu sadece bana ait bir his, bir gerçekliğe sahip olmak zorunda değil.. O yüzden, umarım içinizdeki ve hayatınızdaki taşlar yerine oturmaya başlamıştır artık. Sizi bunaltan tezinizin ise artık bitmeye yakın olduğunu ümit ediyorum:)

Böyle işte, mailin hikayesi bu kadar ,daha doğrusu zihnimden geçenlerin kısa özeti bu kadar, daha ileri gidip, abesle iştigal ve gevezelikte sınır tanımaz bir insan timsali olmak istemem.. Beni gün içinde keyifli kılan yazıların sahibine teşekkür etmek istedim sadece..Yosun ve siz, mutlu kalın..

Sevgiler,


BaNu"




Cumartesi, Ekim 04, 2008

Bir Ustanın Sessiz Gidişi...

Metin And... Tiyatronun en üretken en önemli araştırmalarından biri. Ömrünü araştırmaya, yazmaya adamış, Anadolu tiyatrosunun en önemli bulgucusu... Kimi gazetelerde sadece bir iki satırla yer aldı ölümü ve cenazesi. Manşetlerde ne mi vardı? Kültürel sığlığın resmi: "şeker bayramı değil, Ramazan bayramı!"